11/20/2018 3:35:44 PM

 
HABERLER
ANA SAYFA  >  HABERLER  >
İlber Ortaylı, Bursa'nın sanayi geçmişine ışık tuttu.
1/20/2017

BUSİAD Perşembe Söyleşilerinin bu ayki konuğu, tarih bilimine yaptığı değerli katkılarıyla dünyada ve Türkiye’de gündem oluşturan ünlü tarih profesörü İlber Ortaylı oldu. Prof. Dr. İlber Ortaylı, savaşların ardından Balkan coğrafyasından Anadolu’ya olan göçlere ve bu göçler sonucunda özellikle Bursa’ya yerleşen Balkan göçmenlerinin kentin üretim potansiyeli ve sanayileşmesine olan katkılarına değindi.  

Dünya insanlık tarihinde izi olan kişilerin bilgi ve tecrübelerini dinlemek amacıyla alanında önde gelen kişilerinin konuşmacı olarak davet edildiği organizasyonun bu ayki konuğu Prof. Dr. İlber Ortaylı oldu. BUSİAD’ın bir sosyal sorumluluk projesi olarak da kurguladığı etkinlikte konuşan Prof. Dr. Ortaylı, Balkanlar ve göç dendiğinde akla ilk gelen şehirlerden biri olan Bursa’nın sanayi kenti kimliği kazanma sürecini değerlenirdi. Bursa’nın 15. yüzyıldan bu yana bir ticaret ve üretim merkezi konumunda olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ortaylı, şehirde tutulan şeriyye sicillerinin son derece önemli olduğunu ve bu kayıtların idari teşkilat adına önemli bilgiler içerdiğini kaydetti. Bu kayıtlara bakıldığında o çağlarda bile çok sayıda devletten şehri ziyarete gelen tüccara rastlamanın mümkün olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ortaylı, “15. yüzyıla ait bu kayıtlarda Ukraynalı, Polonyalı, Danimarkalı, Almanyalı ve İtalyalı tüccarların Bursa’ya uğradığını görüyoruz. Kentte müthiş bir ipekçilik faaliyeti ve sınai hammaddesi değişimi söz konusu. Burası ayrıca bürokrasinin de zengin olduğu bir ova ve çok bereketli. Yani Bursa, Osmanlının zengin bir şehriydi” diye konuştu. Sanayileşmenin hız kazandığı 1960’lı yıllardan sonra şehrin düzenli ve planlı bir büyüme sergileyemediğine dikkat çeken Prof. Dr. Ortaylı, “Zenginlik kente bir paspallık getirdi ve birden 10 kat nüfus artışı oldu. Bunda iş adamlarının ve bürokratların önlerini görememelerinin de payı var. Otomotiv endüstrisi her yere kurulabilirdi. Bu endüstrinin burada kurulmasını haklı kılan tek şey, kentteki Bulgar göçmenleridir. Bu kişiler teknisyendi ama bu endüstriyi başka bir yere de kurmak mümkündü. Maalesef kent plansızlığa maruz kaldı ve sanayi kuralım derken Mudanya, Gemlik ve İzmit Körfezi gibi yerler zarar gördü. Padişahlar da sanayi kuralım derken Haliç’i batırmıştı. Bu ülkede bir sanayi hastalığı var. Fabrika bacası kurmak için her şey yapılıyor, bunu değiştiremedik. Türklerin üçte biri memur, üçte biri asker ve üçte biri de şairdir diye bir görüş vardı. Bu doğru değil. Biz üreten ve çalışan bir milletiz” diye konuştu.

“Balkanlardan olan göç, Bursa insanının bakışını değiştirdi”

Bursa’nın sahip olduğu verimli tarım topraklarıyla tarih boyunca oldukça çekici bir konumda olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Ortaylı, tekstilin ilk kez fabrikalaşması ile kentin Osmanlı Devleti döneminde de seri üretime dönük önemli bir sanayi merkezi özelliği kazandığının altını çizdi. Prof. Dr. Ortaylı, kentte zamanla kadın işçi kavramının da gündeme gelmesinin şark devletleri içinde önemli bir olgu olarak öne çıktığına değinerek; “Kadınlar bu kentte üretimde aldıkları rolle ve maaş sahibi olmalarıyla sanayi toplumunun bir parçası haline gelmişlerdir. Aynı yıllarda İngiliz işçi sınıfı içinde kadın çalışanların durumu çok daha zordu. İşe giden kadınlar çocuklarını emanet edecek insan bulamamaktaydı” diye konuştu. Prof. Dr. Ortaylı, sözlerini şöyle sürdürdü: “Kentte bazı zanaatlar vardı ancak yerli zanaatlar içinde olmayan başka zanaatlar da bu göçlerle birlikte Bursa’ya geldi. Mobilya üretimi ya da bir takım kumaşların üretimi gibi. Kentte bu anlamda müthiş bir gelişme ve zenginleşme oldu. Bursalı çok sayıda aile bu süreçte zenginleşti. Öte yandan Balkanlardan göçen toprak zenginlerinin çoğu da Bursa’ya yerleşti. Tüm bu açılardan bakıldığında Balkan coğrafyasından buraya olan göç hareketinin, Bursa insanının bakışını oldukça değiştirdiğini söyleyebiliriz. Ancak gelinen noktada kentin bugünkü sanayi profili ile ilerlemesi pek mümkün değil. Bu şekilde bir büyüme ancak kirlilik getirir. Her zaman şehir idareleri tarihi mirası, mevcut yapıyı ve çevreyi hoyratça kullanır, bu kaçınılmaz. Bunu Türkiye şehirleri de yaşıyor. Bu bizim önümüzdeki en önemli sorunlardan biri. Ancak Türkiye’nin bulunduğu coğrafyaya göre çok büyük bir farklılığı ve üstünlüğü olduğunu düşünüyorum. Türkiye’ye yerleşen insanların bu ülkede büyük bir atılım, girişimcilik, yaratıcılık, üretim ve tüketim iklimi yarattığı ortada. Bu da bulunduğumuz bölgede bize pozitif katkı sağlıyor.”