11/16/2018 12:55:43 AM

 
HABERLER
ANA SAYFA  >  HABERLER  >
BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Toplantısı yapıldı.
3/17/2016

BUSİAD 2016 Yılı 1. Yüksek Danışma Kurulu Toplantısı; Yüksek Danışma Kurulu Üyeleri, Geçmiş Dönem Yüksek Danışma Kurulu Başkanları ile Geçmiş Dönem Yönetim Kurulu Üyelerinin katılımı ile BUSİAD Evi’nde yapıldı. 

BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Başkanı Oya Coşkunöz'ün başkanlığında, terör olaylarında hayatını kaybeden yurttaşlarımızın ve şehitlerimizin anısına saygı duruşu ile başlayan toplantıda 2016 - 2018 dönemi Yüksek Danışma Kurulu yönetimi belirlendi. Oylama sonucu mevcut başkan Oya Coşkunöz oy birliği ile yeniden Yüksek Danışma Kurulu Başkanlığına, Nuri Özdemirel Başkan Vekilliğine ve İhsan Karademirler de Genel Sekreterliğe seçildi.

Toplantıda okunan Yüksek Danışma Kurulu Bildirisinde de Türkiye ve dünya ekonomisindeki makroekonomik gelişmelere ve 2016 yılı beklentilerine yer verildi. Bildiride Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da yaşanan olaylarla birlikte son olarak Ankara’da meydana gelen terör saldırısına da değinilerek terör bir kez daha lanetlendi. Toplantıda; yaşanan gelişmelerin gerek ülke genelini gerekse iş dünyasını olumsuz etkilediği ve terör konusunun ülke gündemine yerleşerek ekonomi gündemini gölgede bıraktığı üzerinde duruldu. 

 

BUSİAD 2016 YILI I. YÜKSEK DANIŞMA KURULU TOPLANTISI GENEL EKONOMİK DURUM DEĞERLENDİRMESİ

 

Dünya Ekonomisi

Son küresel ekonomik krizin üzerinden geçen 8 yıllık dönemin ardından, büyümenin gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde temel öncelikli sorun olmaya devam ettiği gözlenmektedir. IMF tarafından global büyüme 2015 yılı için %3,1 olarak, 2016’da ise %3,6 olarak verilmiştir. Gelişmiş ülkeler için 2015 yılsonu büyümesi %2 olarak verilirken, gelişmekte olan ülkeler için ise söz konusu büyümenin hızını azaltacağı ve %4 düzeyinde gerçekleşeceği öngörülmektedir. Hatırlanacağı üzere; FED, faizi az da olsa artırıp üzerindeki baskıya son vermiş ve “ABD ekonomisi krizden çıktı” mesajı vermiştir. ABD ekonomisi için enflasyonun %2’lik hedef düzeyden henüz uzak olması ve ılımlı büyümenin varlığı, normalleşme sürecinin aşamalı bir biçimde gerçekleşeceğini ve bundan sonra faizin çok yavaş ve dikkatlice artırılacağını bizlere göstermektedir. Euro alanında ise, %2’lik hedef düzeyden uzak olan enflasyon ve kısmen toparlansa da büyümede gözlenen riskler karşısında ECB, Aralık 2015 itibariyle parasal genişleme programının süresini uzatmıştır. Çin’in ihracata dayalı büyüme rejiminden iç talebe dayalı büyümeye geçiş için attığı adımlar ve büyüme performansındaki azalma, ithalatının yavaşlaması ile küresel ticareti daraltarak emtia fiyatlarını baskılarken gelişmekte olan ülkelerin büyüme görünümü üzerinde de olumsuz etkide bulunmaya devam etmektedir. 

Türkiye Ekonomisi

2015 yılında küresel ekonomide yaşanan gelişmeler ve doların küresel düzeyde değer kazanması yanında, yaşanan iki seçim süreci, jeo-politik gelişmelere bağlı olarak artan belirsizlik ve TCMB’nin para politikasına ilişkin tartışmalar ekonominin dalgalı bir seyir izlemesini beraberinde getirdi. Mevcut konjonktürde Türkiye ekonomisinin önündeki en temel sorun, fiyat istikrarı altında ekonominin sürdürülebilir bir büyüme performansına kavuşturulmasıdır. Türkiye ekonomisinin 2015 yılsonu büyümesinin yüzde 3,5-3,8 düzeyinde gerçekleşeceği beklenmektedir. Söz konusu büyümenin ana kaynağı iç talep olmakla birlikte; politik belirsizlikler, olumsuz jeopolitik gelişmeler ve Türk Lirası’ndaki sert değer kaybına rağmen özel sektör tüketimi güçlü seyrini korudu. Türk Lirası’ndaki sert değer kaybı nedeniyle, parasal sıkılaştırma, enflasyonist baskıları hafifletmede yetersiz kaldı. Zayıf dış talep ihracatın büyümesini baskıladı. Ancak ucuzlayan petrol fiyatları sayesinde ithalat da düşerek cari açığı GSYH’nin yüzde 4,4’ü seviyelerine kadar ciddi şekilde azalttı. Küresel ticaretin daraldığı ve büyümenin azaldığı bir ortamda, büyüme performansındaki göreceli olumlu seyirde, güçlü kamu maliyesinin ve bankacılık sektörünün rolü olduğu değerlendirilmektedir.

Büyüme ve İstihdam

Son açıklanan Aralık ayı işsizlik oranı %10,8 seviyesinde gerçekleşti. Yıl itibariyle, hizmet ve inşaat sektörlerinde istihdam yükselirken, sanayi istihdamında ise azalışlar kaydedildi. Bu haliyle, mevcut sermaye girişlerine dayalı büyüme modeli orta vadede kırılganlıkları artırırken potansiyel büyüme düzeylerinin sağlanması ve istihdam artışları için gerekli ivmeyi sınırlayıcı rol oynamaktadır.

Enflasyon ve Para Politikası

Ocak 2016’da tüketici fiyatlarının %1,82 düzeyinde arttığı ve yıllık enflasyon oranının %9,58 düzeyine yükseldiği gözlenmiştir. Böylelikle enflasyonun son 12 aylık dönemde en yüksek düzeye ulaştığına tanık olduk. Şubat 2016’da ise tüketici fiyatlarının %0,02 düzeyinde düştüğü ve yıllık enflasyon oranının %8,78 düzeyine gerilediği gözlenmiştir. Şubat ayı enflasyonuna bakıldığında, Ocak ayında ulaştığı düzeyin ardından 8 ay sonra yeniden düşüş gösterdiği görülmüştür.   

Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı yılın ilk enflasyon raporu bilgilendirme toplantısında; 2016’da Çin endişeleri ve jeopolitik gelişme kaynaklı oynaklık artışı, Şubat, Mart, Nisan aylarında enflasyonda düşürücü yönde baz etkinin gözleneceği, gelişen ülkelere portföy akımı zayıf sürerken kur oynaklığının yüksek seyrettiği, Ağustos’ta açıklanan çok boyutlu tedbirler paketinin oynaklık etkilerini yumuşattığı gibi konulara değindi. Önümüzdeki dönemde de para politikası kararlarının enflasyon görünümüne bağlı olacağının dile getirildiği toplantıda, para politikasındaki sıkı duruşlarının gerekli görülen süre boyunca süreceği kaydedildi. Asgari ücret artışı ile 2016 yılı enflasyon tahmininde 1 puana yakın yukarı yönlü güncelleme yaptıklarına değinen Başçı, yüzde 5’lik enflasyon hedefine ancak 3 yıllık bir projeksiyonda ulaşılabileceğini, bu süreçte enflasyonu düşürücü her aracı kullanıp şokların etkisini azaltmaya gayret göstereceklerini sözlerine ekledi.

Erdem Başçı yönetimindeki Merkez Bankası kurmayları, geçtiğimiz dönemlerde de orta vadeli programlar çerçevesinde enflasyonun baskılanması için her türlü enstrümanın kullanılacağını ve 2016 yılında enflasyonun yüzde 5’e çekileceğini ifade etmişti. 2015 yılı göstergeleri ve 2016 yılı beklentilerine bakılırsa söylemlerle eylemlerin örtüşmediğine ve ortada önemli bir tutarsızlık olduğuna tanık oluyoruz. Merkez Bankası’nın gelinen noktada ortaya koyduğu projeksiyonlarla ciddi bir kredibilite sorunu ile karşı karşıya kalma ihtimali söz konusudur. Mevcut para politikasının görüntüsüne bakılacak olursa enflasyonun düşmesi pek olası görünmüyor. 2016 yılı gıda fiyatlarındaki artış oranın yüzde 8’den yüzde 9’a güncellendiği bir ortamda yıllık enflasyonun yüzde 7,5 bandında gerçekleşme ihtimalinin pek mümkün olmayacağı, Merkez Bankası’nın bu alandaki söylemlerinde ciddi bir çelişki içinde olduğunu söylemek mümkün.

Dış Ticaret ve Cari Denge

TİM’in Şubat dönemine ait açıkladığı verilere göre ihracatın geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 3,1 artışla 10 milyar 790 milyon dolar olarak gerçekleştiği ve 14 ayın ardından ilk kez artışa geçtiği görülmektedir. Yılın ilk iki ayında ihracatta yüzde 16,9 kayıpla 20 milyar 387 milyon dolara ulaşılırken, son 12 ayda gerileme yüzde 10,8 düşüş ile 139 milyar 735 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sektörel bazda ise, şubat ayında en fazla ihracatı 1 milyar 986 milyon dolarla otomotiv endüstrisi gerçekleştirdi. Bunu 1 milyar 425 milyon dolarla hazır giyim ve konfeksiyon, 1 milyar 145 milyon dolarla kimyevi maddeler ve mamulleri sektörleri izledi. Şubat ayında en fazla ihracat artışını yüzde 41,4 ile savunma ve havacılık sanayi sektörü yakaladı. İhracatçı cephesinden bakılacak olursa ihracatın gücüyle önümüzdeki dönemde ortalama yüzde 5’lik büyüme hedefine ulaşılması beklenmektedir. Geçtiğimiz yıl hedeflenen oranda artış kaydedemeyen ihracat, umudunu 2016 yılına bağlamış durumda. 2016 yılında Türkiye’nin büyümesi için en temel koşullardan birinin ihracat olduğu bir gerçektir. Ancak olası yüksek ihracat rakamlarının yakalanıp yakalanamayacağını ve büyümeye hedefine yapılacak pozitif katkıyı yılsonunda değerlendirme şansımız olacaktır.  

2016 Yılına İlişkin Beklentiler

2016 yılı Ocak ayından itibaren artan asgari ücret, düşük petrol fiyatları ve destekleyici para ve maliye politikalarının da yardımıyla iç talebin bu yıl da büyümeyi sürüklemeye devam etmesi beklenmektedir. Bununla birlikte dış finansman ihtiyacı yüksek olmaya devam edecek ve zayıf sermaye girişleri rezervler üzerinde baskı oluşturmayı sürdürecektir. Enflasyon ise hedefin üzerindeki kalma ve yükselme seyrinde olacaktır. Kısa vadede, daha sıkı para ve maliye politikaları kırılganlıkları azaltmaya yardımcı olabilir. Daha uzun vadede ise potansiyel büyümenin ve iç tasarrufların artırılmasına yönelik yapısal reformların gündeme gelmesi gerekmektedir Yatırımların düşük seyri, düşük verimlilik ve ihracatın mevcut hali büyüme için sürdürülebilir bir görünüm sunmamaktadır.

Yaklaşan yaz dönemi nedeniyle turizm sektörü açısından bir pencere açmak gerekirse sektör açısından 2016 yılının 2015 yılından daha da yıpratıcı geçeceği öngörülmektedir. Gerek Rusya gibi potansiyel ülkelerden gelmesi beklenen turist sayısında yaşanacak düşüş, gerek Türkiye’ye turist gönderen diğer kaynak pazarlardaki ekonomik sorunlar, gerekse de yurt içinde özellikle terör kaynaklı olumsuz gelişmeler, sektör temsilcilerinin elini zorlaştırmakta ve onları yeni çareler aramaya itmektedir. Ülke ekonomisi adına önemli bir girdi sağlayan turizm gelirlerinden vaz geçmenin mümkün olmayacağı düşünülürse, alternatif kaynak pazarlara yönelmenin ve iç pazarın büyüyen talebini doğru yönetmenin, 2016 yılının ana stratejileri arasında olacağı düşünülmektedir.     

Doğu ve Güneydoğu’da yaşanan olaylarla birlikte bir süredir Türkiye’nin büyük kentlerinde meydana gelen geniş çaplı saldırılar; gerek ülke genelini gerekse iş dünyasını olumsuz etkilemektedir. Terör, ülke gündemine yerleşerek ekonomik gündemi gölgede bırakmıştır. Ülkenin topyekûn sergileyeceği büyüme atağına destek olacak yapının tesis edilmesi, öncelikle terörün ortadan kaldırılarak toplumsal barışı sağlayacak yeni bir anayasa ile demokrasinin güçlenmesi; adalet, hukuk ve yargı alanında yapılacak reformlar ile eğitim alanında geleceğin Türkiye’sini destekleyecek bir sistemin oluşturulması ve yabancı sermayenin ülkede yer bulması için gereken yatırım ikliminin yaratılması konusunda siyasilerden beklentimiz devam etmektedir.