11/18/2018 3:26:34 AM

 
HABERLER
ANA SAYFA  >  HABERLER  >
BUSİAD’ın genç üyeleri kurumsal yönetim ve aile şirketleri hakkında bilgi aldı
6/11/2015

BUSİAD’ın genç kuşak üyeleri, yöneticiler ve yönetici adayları BUSİAD Evi’nde gerçekleştirilen tecrübe paylaşım toplantısında bir araya geldi. BUSİAD Kurumsal Yönetim Uzmanlık Grubu’nun organize ettiği toplantının konuğu, TOFAŞ Kurumsal Yönetim ve Hissedar İlişkileri Birim Yöneticisi Dr. Adil Salepçioğlu oldu. Toplantının açılışında konuşan Kurumsal Yönetim Uzmanlık Grubu Lideri Onur Oral, birbirinden değerli grup üyesi arkadaşlarıyla birlikte çalışmalarını sürdürdüklerini ifade ederek; şirketlerin gelecek nesilleri başta olmak üzere ortaklarına ve yöneticilerine yönelik olarak sürdürülebilirliğin sağlanması ve kurumsallaşmaya katkı sağlamak adına faaliyetlerine devam ettiklerini söyledi. Uzmanlık grubu olarak bu yıl iki kez çok boyutlu liderlik eğitimi gerçekleştirdiklerinin ve Global Compact Türkiye ile birlikte Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi Bilgilendirme Toplantısı düzenlediklerinin altını çizen Oral, “Ayrıca ‘İş Hayatında Silva Metodu ile Odaklanma’ başlığı ile bir söyleşi yaptık ve tecrübe paylaşım toplantılarını başlattık. Bu başlık altında değerli konuşmacılarla bir araya geldik. Tecrübe paylaşım toplantılarının üçüncüsünde Dr. Adil Salepçioğlu ile birlikteyiz. Uzmanlık grubu olarak faaliyetlerimize bundan sonra da devam edeceğiz” şeklinde konuştu. BUSİAD Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Tuncer Hatunoğlu da BUSİAD’da çeşitli uzmanlık gruplarının görev yaptığını ve bunlardan en etkin olanının Kurumsal Yönetim Uzmanlık Grubu olduğunu kaydederek, gerçekleştirilen bu etkinlikte Dr. Adil Salepçioğlu’nun değerli tecrübelerini dinleme şansı bulacaklarına değindi. BUSİAD Yüksek Danışma Kurulu Başkanı Oya Yöney de, kurumsallaşmanın çok pahalı bir çalışma olmadığını ve sürdürülebilirliğin altında bu olgunun yattığını vurguladı. Şirketlerin ikinci nesil yöneticilere aktarılırken kurumsallaşmanın çok büyük faydası olduğunu dile getiren Yöney, Türkiye’nin sanayi geçmişinin çok uzun olmadığını ve ikinci nesilden üçüncü nesle aktarılacak çok sayıda şirket olduğundan bu tür paylaşım toplantılarına ihtiyaç olduğunu kaydetti.  

“Gerçek başarı küresel düşünüp yerel adımlar atmakta”

Yöney’in ardından söz alan Dr. Adil Salepçioğlu, “Yönetimin Kurumsallaşmasından Kurumsalın Yönetilmesine” konulu bir sunum yaparak; aile şirketlerinde yönetimin kurumsallaşması, sürdürülebilirlik, itibar yönetimi, rekabet ve kurumsal yönetim konularındaki bilgi ve tecrübelerini katılımcılarla paylaştı. Kurumsallaşma ile kurumsal yönetimin birbirinden çok farklı iki olgu olduğunu söyleyen Dr. Salepçioğlu; aile şirketlerinin yeniden yapılanma sürecinde kurumsallaşma ve kurumsal yönetim, küreselleşme ve sürdürülebilirlik, dijital şirketleşme ve halka açılma konularına önem vermesi gerektiğini belirtti. Şirketlerin değişimine izin verilmezse ikinci ya da üçüncü kuşağa kalmadan tükenebileceklerinin altını çizen Dr. Salepçioğlu, bir aile şirketi temelleri üzerine gelişimini sürdürmüş olan TOFAŞ’ın yayınladığı son sürdürülebilirlik raporunun başlığında “Hayat Yenilenmektir” yazdığını aktardı. Dr. Salepçioğlu yönetimin kurumsallaşması kadar kurumsalın yönetilmesinin de önemli olduğuna değinerek, aile şirketlerinin yeni sanayileşmeye başlayan ülkelerde daha yaygın olduğunu ve şirketlerin kurumsallaşma yolunda korkmadan ilerleyerek halka açılma sürecini gerçekleştirmeleri gerektiğini vurguladı. Bu süreçte itibar yönetimi kavramının daha da değer kazanacağını dile getiren Dr. Salepçioğlu, “Son dönemde ‘Globalokal şirket” diye bir tabir gündemde. Bu, küresel düşünüp yerel uygulayan şirket anlamına geliyor. Gerçekten de başarı, küresel düşünüp yerel adımlar atmaktan geçiyor. Bunun günümüzde çok sayıda örneği var. Bursa’nın üretim kültürü de bu tarife çok uygun. O nedenle korkmamak ve yürümeyi öğrenerek halka açılmak gerek” şeklinde konuştu.

“Uçağı yakalamanın yolu halka açılmaktan geçiyor”

Şirketlerin dijitalleşmeye önem vererek sürecin gerisinde kalmamaları gerektiğini ifade eden Dr. Salepçioğlu, küresel çağın artık treninin değil uçağının olduğunu ve şirketlerin bir kez uçağı kaçırdığı takdirde tekrar binme şanslarının olmadığını belirtti. Dr. Salepçioğlu, uçağı yakalamanın halka açılmaktan geçtiğini vurgulayarak, “TOFAŞ 1991 yılında ilk kez halka açıldı. İlk yola çıktığında bunu isteyerek yapmadı belki ama sonrasında gelişime yönelik çok önemli adımlar atıldı. 1994 yılında ikinci halka arz süreci yaşandı ancak TOFAŞ, sanayide yıkım yaşanacağı söylenen 1990’lı yıllarda Gümrük Birliği’nin de katkısı ile büyük ihracat başarıları gösterdi. Yani küresel yönetimi başarılı bir şekilde uyguladı” şeklinde konuştu. Dr. Salepçioğlu şöyle devam etti: “Sürdürülebilirlik kavramının finansal, çevresel ve sosyal boyutları vardır ve şirketlerin sürdürülebilirliğindeki en önemli şey, gelecek yıllardaki performansları ve finansal durumlarıdır. Bu açıdan bakıldığında lokal düşünüp global olamamaktansa, global düşünüp lokal davranabilmek çok daha önemli. Güven ve itibar sadece değerle değil, bilinilirlik ve farkındalık ile sağlanır. Bu ifadenin de yerini bulduğu dünya çapında çok önemli örnek şirketler var.”

“Aile şirketlerinin yüzde 80’i 3. nesilde yok oluyor”

Sunumunda 200 küresel aile şirketinin genel görüntüsüne de değinen Dr. Salepçioğlu, söz konusu şirketlerin yüzde 80’inin 3. nesilde yok olduğunu ifade etti. Dr. Salepçioğlu Türkiye’de var olup önemli başarılara imza atan bazı aile şirketlerinin de üçüncü nesle aktarılamadan çeşitli anlaşmazlıklar nedeniyle yok olduğunu hatırlatarak, “20 meşhur Türk aile şirketinin yok olmasının sebebi yüzde 43 kardeşler arası çatışma, yüzde 19 miras kavgası, yine yüzde 19 aile içi çatışma, yüzde 14 kardeş-yeğen-kuzen kavgası ve yüzde 5 de aileler arası kavgadır. Peki insanlar neden aile şirketi kurarlar? Bunun sebebi de yüzde 34 çocuklarına fırsat yaratmak, yüzde 21 aile mirasını ölümsüzleştirmek, yüzde 15 aileyi bir araya tutmak ve yüzde 10 finansal bağımsızlık ve varlık yaratmaktır. Peki aile ve iş amacı bir midir? Ailenin amacı özgüveni olan, bağımsız hareket edebilen, sorumlu ve mutlu insanlar yetiştirmekken; iş hayatı kar yaratmak ve varlıkları büyütmek üzerine kuruludur” diye konuştu. Dr. Salepçioğlu aile şirketlerinin özellikleriyle ilgili olarak da şunları söyledi: “Aile bağlarından kaynaklanan duygusallık ile iş ilişkilerinden kaynaklanan mantıklı davranma durumları zaman zaman birbiriyle çelişebilir. Kararlar kısa vadeli hatta bazen günlük olarak alınır. Aile yapısındaki değişmeler, örgüt yapısına da yansır. Ataerkil bir yönetim anlayışı hakimdir. Aile bağları ve yakınlık derecesi, yönetici pozisyonlarının belirlenmesinde rol oynar. İşletmedeki pozisyonları aile fertlerinin aile içerisindeki durumlarını da etkileyebilir. Öte yandan aile şirketleri hızlı karar alabilme, uzun vadeli düşünme, hedef ve amaç birliğine sahip olma, “Biz” bilincine sahip olma, kültür ve ahlaki değerlerin uyumu ve işletmeye bağlılık gibi özelliklere sahiptir. Tüm bu özelliklerden hareketle aile şirketlerini zora sokan 3 ana sorunu; aile üyeleri arasında beklentilerin çatışması, güç ve otoritenin devrinde sorun ve kurumsallaşma alt yapısının eksikliği şeklinde özetlenebilir. Yani aile şirketlerinin kuşaklar arası geçişte başarısız olup dağılmalarının ana nedeni yine kendileridir.”

“Kurumsallaşma otomatik pilot gibidir”

Sunumunda kurumsallaşmanın tanımına da değinen Dr. Salepçioğlu, söz konusu kavramın bir işletmenin faaliyetlerini kişilerin varlığına bağımlı olmadan sürdürebilmesini ve geliştirebilmesini sağlayan bir yapı oluşturması olduğunu kaydetti. Dr. Salepçioğlu kurumsallaşmanın patronları gereksiz kılmadan sadece onların daha verimli olabilmelerini sağlayan adeta bir otomatik pilot olduğunu belirterek, “Öte yandan kurumsallaşmak profesyonelleşmek yani sadece profesyonel yöneticilerle çalışmak değildir. Kurumsallaşmanın şirketin başarılı olmasıyla doğrudan ilgisi yoktur, sadece başarının sürekliliğini sağlar. Şirketi insanlardan bağımsız kılmaz çünkü sistemi çalıştıran insandır. Ve kurumsallaşmanın temel amacı, bir dönüşüm süreci ve değişim stratejisi sağlamaktır. Firmanın kişilerden ve onların ‘Kendi becerilerine bağlı icra yöntemlerinden’ bağımsız hale gelmesi ve sürekliğinin sağlanmasıdır. Bu da işletmenin önemli noktalarında patronun olmayacağı değil, fakat onlar olmadığında aksama yaşanmadan her şeyin kaldığı yerden devam edebilmesi anlamına gelir” şeklinde konuştu. Dr. Salepçioğlu şöyle devam etti: “Şirketler şeffaf olmaktan korkmamalı ve başta insanlar olmak üzere şirketler de hesap verebilir olmalıdır. Adil olmak ve sorumluluk üstlenmek de oldukça önemli. Her aile şirketinin mutlaka kendisine ait bir anayasası olmalı. Bu anayasalar, aile şirketlerinin kurumsal yönetime geçişte önemli bir adımıdır.