12/16/2018 9:41:27 PM

 
HABERLER
ANA SAYFA  >  HABERLER  >
BUSİAD Yönetim Kurulu Başkanı M. Arif Özer'in Basın Açıklaması
1/4/2010

Bursa ve Türkiye ekonomisine büyük katma değer sağlayan, üyeleri ile sivil ve ekonomik toplumun güç birliğinin ifadesi olan Bursa Sanayicileri ve İşadamları Derneği – BUSİAD Yönetim Kurulu adına, Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Arif Özer'in, 2009 yılının ekonomik değerlendirilmesi, 2010 yılından beklentiler ve enflasyon konularındaki açıklaması aşağıdadır;

BÜYÜME

Bilindiği gibi, Türkiye ekonomisi, 2008 yılının son çeyreğinde başlayan küçülmeden, 2009 yılında da kurtulamamıştır. Krizin etkisiyle, önce yavaşlayan, daha sonra, 7 yıllık bir büyüme sürecinin ardından, ilk kez, 2008’in 4.çeyreğinde %6.5 ile eksiye geçen Türkiye ekonomisi, 2009’un 3.çeyreğinde %3.3, 2009’un 9 aylık döneminde %8.4 küçülmüştür.

Sektörel bazda bakıldığında, 2009 yılının 9.’uncu ayında en fazla küçülme %19.5 ile inşaat sektöründe yaşanırken, imalat sanayi %12.4,ticaret %16.3, ulaştırma, depolama ve haberleşme %12.2  küçülmüştür. Tarım %3.2, eğitim ise,%0.7 büyümüştür. Yıl sonunda  % 6.0 küçülme olacağı tahmin edilmektedir.

2010 yılında büyüme hızının %4 civarında ve pozitif olacağını tahmin ediyoruz. 2009 yılında yaşanan negatif büyümeden sonra, pozitif büyüme hızı,Türk ekonomisine olumlu etki yapacaktır.

Ancak, Türkiye’de, her yıl, 700-800 bin gencimiz iş hayatına atılmaktadır. Kronik işsizlerimizin yanında, söz konusu gençlerimizde de  istihdam olanakları yaratmamız gerekmektedir. Bu nedenle, sürdürülebilir kalkınma için,  büyüme hızımızın % 7.0 lerin altına düşmemesi gerekmektedir.

Türkiye’de yatırım iklimi ve  global rekabet koşullarının yetersiz olması sebebiyle, yurt dışında yatırım yapan şirket sayısı gün geçtikçe artmaktadır. Yurt dışında yapılan  yatırımların ülkemizde kalması için, gerekli çalışmalar Hükümet tarafından zaman geçirilmeden yapılmalıdır.   

İSTİHDAM
Bilindiği gibi, Türkiye’nin 2009 yılında da  en önemli sorunu istihdam idi. Türkiye’de işsizlik oranı, Ocak 2009’da %15.5, Şubat’ta %16.1, Ağustos’ta %13.4 olarak gerçekleşmiştir. Gençler arasında işsizlik oranı ise,  yaklaşık olarak %25’ler civarındadır.

Yüksek  işsizlik oranlarının 2010 da bu seyrini sürdüreceğini tahmin ediyoruz. İstihdama yönelik yatırımların yapılamaması; verimlilik artışı ve teknolojik gelişmeler, istihdam olanaklarını kısıtlamaktadır.
 
Özellikle, çok değerli bir üretim faktörü olan  genç işsizler ekonomiye kazandırılmalıdır.

İstihdam  konusunda hükümetin çok yaratıcı ve  özel stratejiler ortaya koyması gerekmektedir.

İstihdamda kayıt dışılık önlenmelidir. Bunun için, vergi ve sigorta primlerinin düşürülmesinin yanında, gerekli kontrol mekanizmaları kurulmalıdır.

Ağır Kıdem Tazminatı yükü nedeniyle, kriz döneminde kapanan fabrikaların çalışanlarının bir çoğu, kıdem tazminatlarını alamamış ve mağdur olmuşlardır. Bu nedenle, Hükümet’in  Kıdem Tazminatı Fonu’nu  hayata geçirmesi gerekmektedir. Çünkü, Kıdem Tazminatı, aynı zamanda, Türk işletmelerinin uluslararası rekabet gücünü zayıflatmaktadır.

ENFLASYON
2008 yılının ikinci üç ayından itibaren, yıllık bazda yeniden iki haneli rakamlarda seyretmeye başlayan enflasyon, durgunluğun etkisiyle,2009 başından itibaren yeniden tek haneli rakamlara düşmüştür.

2009 yılının ekonomik değerlendirilmesine,  enflasyon penceresinden baktığımızda,  enflasyonun  2009 da % 5.9, 2010 yılında da %6.5-%7.0 seviyelerinde  olacağını öngörüyoruz. Başka bir ifadeyle, enflasyon, daralan talebin etkisiyle 2009’da olduğu gibi 2010 yılında da  düşük seyrini sürdürecektir.

PARA VE SERMAYE PİYASALARI
Küresel krizin 2008 yılında, ABD’de finans piyasalarından, başka ülkelere yayılması nedeniyle, 2009 yılında bir çok ülkede  para ve sermaye piyasalarında dalgalanmalar yaşanmıştır. Mali piyasaları dengeye getirmek için, Hükümetler ve Merkez Bankaları çok önemli kararlar almıştır.

Türkiye’de ise, 2001 krizinde alınan önlemler nedeniyle, mali piyasalarda ciddi sorunlar yaşanmamıştır. Tam tersine, bankalar ve İMKB sağlıklı gelişimini sürdürmüştür.

Ekonomiyi canlandırmak için, Hükümet,  geçte olsa, mali piyasalara likidite enjekte etmiştir. Özellikle, Merkez Bankası’nın faizlerdeki düşüş  politikasının doğruluğunu ifade etmek gerekir. Bu nedenle, hem mevduat, hem de kredi faiz oranları düşmüştür.

Ancak, 2010 yılında, faiz oranlarının yukarı yönlü bir hareket izleyeceğini belirtmek isteriz. Bu hareket, çok şiddetli olmasa da, Merkez Bankası’nın 2010 yılının ikinci veya üçüncü çeyreğinden itibaren gösterge faiz oranlarını 100-150 baz puan artacağı şeklinde özetlenebilir. Bu durum, kredi faizlerinde daha hızlı bir yükselişe neden olabilir. Buna rağmen, 2010 yılında, kredi faiz oranlarında  çok yüksek dalgalanmalar olmayacaktır. Ancak, piyasada nakit sıkıntısı devam edecek, özellikle, KOBİ’ler finansman sıkıntısı çekmeye devam edeceklerdir. Bunun sonucu olarak, 2010 yılında işletmeler için tahsilat önemli bir sorun olmayı sürdürecektir.

Türk ekonomisinin %98’sini oluşturan KOBİ’lerin finansman sorunları mutlaka çözülmelidir.

Kredi Garanti Fonu yanında, KOBİ’lerin halka açılmaları konusunda  ciddi çalışmalar yapılmalıdır.

2010 yılında, döviz kurlarının yatay seyrini sürdüreceğini beklemekteyiz.

IMF ile anlaşma yapılırsa, kurlar düşebilir ve ihracatımız olumsuz yönde  etkilenebilir. Bu durumda, ithalat teşvik edilmiş olacaktır. Burada en önemli görev, Hükümet’e ve Merkez Bankası’na düşmektedir. Merkez Bankası’nın, TL’nin değerlenmesi karşısında faiz oranlarını düşüreceğini açıklaması, TL’nin değerlenmesine tek başına çözüm olmayabilir. Bu nedenle, IMF ile anlaşma yapılırsa, Hükümet’in  piyasaları yakından takip etmesi gerekir.

Türk Lirası‘nın değerlenmesi ve döviz kurunun düşmesinin en önemli nedenlerinden biri olan kalıcı yatırıma yönlenmeyen sıcak paranın  elini kolunu sallayarak ülkeye girişinin kontrol altına alınması gerekmektedir.

İHRACAT
2009 yılında, dış pazarlardaki  talep daralmasıyla birlikte düşen ihracatımız,  Ekim 2009’dan itibaren yeniden artış trendine girmiştir. 2009 yılı revize ihracat hedefi olan 98.500 milyar USD olmasına karşın, gerçekleşen ihracat 96.675 milyar USD‘dır.

2010 yılında ihracatımız , TİM tarafından, 111milyar USD olarak hedeflenmiştir.

2010’da izlenecek ihracat stratejisi, Türkiye´nin özellikle yeni pazarlara açılması şeklinde olmalıdır. Çünkü, mevcut pazarlara yaptığımız ihracatın çok hızlı artması mümkün değildir. Dolayısıyla, ihracatçılarımızın  yeni pazarlar bulmasının büyük önem taşıdığını düşünmekteyiz. Ancak, TL’nin değerlenmemesi sağlanmalıdır.

Çünkü, Türk ekonomisinin kalkınması ihracatla olacaktır.

Ayrıca, 2023 yılı  için konan 500 milyar USD ihracat hedefini gerçekleştirecek sektörel stratejiler ortaya konulmalıdır.

SONUÇ
2010 için tedbirli bir iyimserlik içerisindeyiz.  Ekonomi, ülke gündeminin başında yer almalıdır. Türkiye’de yatırım ortamı iyileştirmelidir. Mini reformlara devam edilmelidir. Türkiye ekonomisini önümüzdeki dönem etkileyebilecek en önemli risk, ülkedeki siyasi iklimdir. Sert söylemler, kutuplaşmalar, gerginlikler, kırılgan bir dönemden geçen ekonomimizde siyasi riski her zamankinden daha fazla yükseltmiştir. Türkiye´de siyasi huzurun sağlanması için liderlere çok önemli görevler düştüğüne inanıyoruz.

Yeni yılda; Ülkemize  barışın, huzurun ve sağduyunun  hakim olmasını , Türkiye için katma değer yaratan herkese başarılar ve esenlikler diliyoruz.