11/23/2017 5:45:47 PM

 
RAPORLAR

 
ARALIK 2016 İTİBARİYLE DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİNE BAKIŞ 12/23/2016  
   

DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİNE BAKIŞ - ARALIK 2016

DÜNYA EKONOMİSİ

Küresel ekonomiye uzun süredir hâkim olan düşük faiz-düşük büyüme konjonktürünün, 2016 yılı içinde varlığını sürdürdüğü ve büyümenin halen gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde temel öncelikli sorun olmaya devam ettiği görülmektedir. IMF’nin (WEO-Ekim 2016) büyüme tahminleri dikkate alındığında, küresel ekonominin 2016 yılını %3,1 büyüme ile kapatacağı ve 2017 için söz konusu oranın %3,4 olacağı öngörülmüştür. Ayrıca, gelişmiş ülkeler için 2016 yılsonu büyümesi %1,6 olarak beklenirken, gelişmekte olan ülkeler için ise büyümenin %4,2 düzeyinde gerçekleşeceği tahminine yer verilmiştir. Bu tahminler ile gelişmekte olan ülkelerde büyümenin uzun zaman sonra artacağı ve gelişmiş ülkeler ile olan farkın yeniden açılacağı anlaşılmaktadır.

Küresel ekonominin geleceği açısından 2016 yılında yaşanan değişimlerin, önümüzdeki yıla aktardığı belirsizlikler üzerinde durmak gerekmektedir. Haziran 2016’da Brexit’in gerçekleşmesinin ardından İngiltere’nin AB’den ayrılma sürecinin başlaması ve ABD’de seçimlerin D. Trump tarafından kazanılması, sonuçları 2017 yılı içinde ortaya çıkacak temel gelişmeler olarak ön plana çıkmaktadır. 2017 yılı boyunca; Fransa, Hollanda, Almanya gibi ülkelerde yapılacak seçimler, politik risklerin temel belirsizlik unsuru olacağını göstermektedir. Öte yandan, D. Trump’ın uygulamaya koyacağı muhtemel politikalar ve FED’in daha sıkı bir para politikası izleyeceğine dair bekleyişlerin güçlendiği görülmektedir. Yanı sıra, OPEC toplantısında alınan üretimi kısma kararı, önümüzdeki dönemde petrol ve emtia fiyatlarının yükselmesine bağlı olarak 2017 yılında büyüme için aşağı yönlü risklerin sürdüğüne işaret etmektedir.

Aralık 2015’te yapmış olduğu faiz artırımının ardından 2016 yılı boyunca faizlere dokunmayan FED’in Aralık 2016’da yeni bir artırımda bulunacağı kesinleşmiş görünüyor. D. Trump’ın izleyeceği politikaların temel çizgisi, altyapı harcamalarının artırılması ve vergi indirimlerine dayalı gevşek bir maliye politikası yanında Çin başta olmak üzere bazı ülkelere yönelik izlemesi muhtemel korumacı bir dış ticaret politikasından oluşmaktadır. Kısa vadede büyümeye katkı vermesi beklenen söz konusu politikaların orta vadede doğuracağı bütçe açığı ve enflasyon risklerine bağlı olarak, FED’in para politikasını sıkılaştırmasını beraberinde getireceği beklenmektedir. Euro alanında ise, %2’lik hedef düzeyden uzak olan enflasyon ve kısmen toparlansa da büyümede gözlenen riskler karşısında ECB’nin, parasal genişleme programını Mart 2017’ye kadar 80 milyar Euro ve Nisan ayı dâhil Aralık 2017’ye kadar 60 milyar Euro olmak üzere uzatma kararı aldığı görülmektedir. Benzer şekilde, büyümede kaydedilen ılımlı performansa rağmen enflasyonun sıfırın altında seyretmesi, BoJ’un gevşek para politikasının süreceğini göstermektedir. Çin’de ise ihracata dayalı büyüme rejiminden iç talebe dayalı büyümeye geçişin doğurduğu sıkıntılar sürmektedir. Çin Hükümeti’nin yaptığı parasal ve mali destekler büyüme performansını %6-7’ler düzeyinde tutsa da yüksek kredi büyümesi, artan borçlar ve kaynak tahsisindeki çarpıklıklar Çin’in belirgin bir risk unsuru olarak dikkate alınmasını gerektirmektedir.

D. Trump’ın izleyeceği politikalara bağlı olarak yükselen ABD enflasyonu karşısında FED’in faizleri hızlı artırma olasılığı, küresel likidite koşullarındaki daralmaya bağlı olarak söz konusu ülkelerin büyüme performansı üzerinde aşağı yönlü riskleri artırma potansiyeli taşımaktadır. Petrol fiyatlarındaki yukarı yönlü seyrin ise, ihracatçı ve ithalatçı ülkelerin dış dengeleri üzerinde etkide bulunması beklenmektedir. D. Trump’ın seçilmesinin ardından Kasım-Aralık 2016’da küresel düzeyde doların güçlenmesi ve ABD tahvil faizlerinin artışının, gelişmekte olan ülkelerden sermaye çıkışlarına ve söz konusu ülke paralarının hızla değer kaybetmesine neden olduğu gözlenmiştir. 2017 yılı için bu durum, büyüme perspektifleri üzerinde risk oluştururken, yüksek özel sektör borçluluğu ile beraber söz konusu ülkeleri risk iştahındaki dalgalanmalar ve döviz kuru değişimlerine karşı duyarlı kılmaktadır. Bu haliyle, 2017 yılı için gelişmekte olan ülke para politikalarının sıkılaşması beklenirken büyüme performansı için mali politikaların destekleyici olması beklenmektedir.

TÜRKİYE EKONOMİSİ

Kendi içinde özel bir konjonktürü barındıran 2015 yılında (iki genel seçim, terör olayları ve jeo-politik riskler) Türkiye ekonomisi, TÜİK’in GSYİH hesaplarında yapmış olduğu revizyona göre %6,1 (eski oran%4) düzeyinde başarılı bir büyüme performansı sergilemişti.

2016 yılına girerken; Türkiye ekonomisi için bekleyiş ve tahminler, dış ticaret performansında belirgin bir iyileşme olmasa da düşük petrol fiyatlarının cari açığı olumlu yönde etkileyeceği, gıda fiyatlarındaki artışın kontrol altına alınarak enflasyonun düşeceği ve buna bağlı olarak TCMB’nin yapacağı faiz indirimlerinin büyüme performansına olumlu yansıyacağı yönündeydi. İlk iki çeyrekte gözlenen olumlu performansın ardından, 15 Temmuz’da yaşanan darbe girişimi, turizm gelirlerindeki azalma ve terör olayları nedeniyle 2016 yılının ikinci yarısında daralma konjonktürünün hâkim olduğu görülmektedir. Küresel ekonomide yukarıda değinilen gelişmeler ve doların küresel düzeyde değer kazanması karşısında Hükümet, Ekonomi Koordinasyon Kurulu’nda alınan kararlar çerçevesinde reel sektöre ve ihracata yönelik destekleri içeren bir dizi uygulamayı yürürlüğe koymuştur. Alınan önlemlerin orta vadede büyümeye katkıda bulunacağı öngörülmektedir. 

Genel makroekonomik çerçeve itibariyle 2016 yılı; %3’ün altında bir büyüme, TL’nin değer kayıplarına bağlı olarak orta vadede yükselme eğiliminde olan enflasyon ve genişleyen bir cari açık görünümü ile sonlanmaktadır.

Büyüme ve İstihdam

Türkiye ekonomisi, TÜİK’in GSYİH hesaplarında yapmış olduğu revizyona göre 2016 yılının ilk iki çeyreğine sırasıyla %4,7 (eski oran %4,7) ve %4,5 (%3,1) düzeyinde bir büyüme performansı sergilemiştir. 2016 yılının üçüncü çeyreğinde ise ekonominin %-1,8 ile 27 çeyreğin ardından ilk kez küçüldüğü görülmüştür. Bu çerçevede 2016 yılsonu büyümesinin yüzde 3’ün altında bir düzeyde gerçekleşmesi beklenmektedir.

Büyüme kompozisyonu mevcut haliyle değerlendirildiğinde, iç talebin (Özel tüketim harcamaları ve kamunun) önemli katkı yaptığı gözlenmektedir. Özel sektör yatırım harcamaları ve ihracattan büyüme performansına önemli katkı alınamaması ve verimlilik artışı sağlanamaması ise büyümenin sürdürülebilir, sağlam temellere oturmadığını ortaya koymaktadır.

Eylül 2016 itibariyle Türkiye genelinde işsizlik oranı %11,3 seviyesinde gerçekleşmiştir. Aynı dönemde tarım dışı işsizlik oranı ise %13,7 olarak tahmin edilmiştir. 15-24 yaş grubunu içeren işsizlik oranı %19,9 düzeyindedir. İstihdam oranı %46,8 olurken işgücüne katılım oranı %52,8 seviyesinde gerçekleşmiştir.

Yatırımların düşük seyri, düşük verimlilik ve ihracatın mevcut hali büyüme için sürdürülebilir bir görünüm sunmamaktadır. TÜİK’in GSYİH hesaplarında yapmış olduğu revizyon dikkate alındığında, olumlu büyüme performansına rağmen, işsizlik oranının yükseldiği dikkat çekmektedir. Bu haliyle, mevcut modelin sınırlarına gelindiği ve Türkiye ekonomisinin önündeki en temel sorunun büyüme olduğu hususunda belirgin bir uzlaşının varlığı görülmektedir.

Enflasyon ve Para Politikası

Kasım 2016 itibariyle TÜFE yüzde %0,52 olarak gerçekleşmiş ve yıllık enflasyon oranı %7 düzeyine ulaşmıştır. 2016 yılı sonunda TCMB tarafından %7,5 düzeyinde gerçekleşeceği tahmin edilen enflasyonun, yüzde 5 olan 2016 yılı hedefinin oldukça üzerinde gerçekleşeceği görülmektedir.

Yıl içinde oldukça dalgalı bir seyir izleyen enflasyonun gerilemesinde gıda fiyatlarındaki düşüşün rol oynadığı görülmektedir. Turizm sektöründeki daralmanın enflasyon üzerindeki olumlu etkisi söz konusu olsa da hizmet grubundaki fiyat katılıkları sürmektedir. Yılın ikinci yarısından itibaren zayıf seyreden talep koşulları sınırlayıcı etkide bulunsa da, TL’de yaşanan değer kayıpları, petrol fiyatlarında yaşanan artış ve ÖTV ayarlamalarının enflasyon üzerinde olumsuz etkide bulunacağı anlaşılmaktadır. Nitekim yıllık üretici fiyatlarında Kasım ayında gözlenen ciddi sıçrama, maliyet kaynaklı enflasyon baskılarının artacağını göstermektedir. Ayrıca, 2008 krizinden bu yana ortalama %8,1’lik düzeyde seyreden enflasyon, %5 olarak benimsenen hedefe bir türlü yakınlaşamamaktadır. Bu durum, uzun süredir sorunun yapısal bir niteliğe büründüğünü, ekonominin rekabetçiliği ve verimlilik düzeyi ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır.

Ağustos 2015’te açıkladığı yol haritası kapsamında para politikasını sadeleştireceğini açıklayan TCMB, küresel piyasalardaki oynaklıkların kalıcı hale geldiğini düşündüğü Mart 2016’dan itibaren 7 ay süren ve toplam 250 baz puana karşılık gelen faiz indirimlerinde bulunmuştur. TCMB, finansal koşullardaki gevşeklik ve döviz kurunda yukarı yönlü artma eğilimi karşısında Ekim 2016’yı pas geçmiştir. Kasım 2016’da ise faiz koridorunun üst kısmı olan borç verme oranı %8,25 düzeyinden 8,5’e artırılırken, alt kısmı olan borçlanma oranı ise %7.25 düzeyinde sabit tutulmuştur. Yıl içinde yapılan faiz indirimlerinin, kredi piyasasına ılımlı ölçüde yansıması söz konusu olsa da büyüme performansına hangi düzeyde yansıdığı tartışılmaktadır. Faizlerin düzeyi ötesinde, TL’de yaşanan değer kayıplarının ekonomiye önemli yükler getirdiği gözlenmektedir. Bu haliyle, Ocak 2014’ten bu yana ilk kez faiz artıran TCMB’nin para politikasına ilişkin tartışmalar sürerken, gerek politikaların koordinasyonu gerekse kurumların ve para politikasının kredibilitesi açısından riskler oluşmaktadır.

Bütçe ve Maliye Politikası

Maliye Bakanlığı’nın verilerine göre, 2016 yılı Kasım ayında geçen yılın aynı ayına göre; bütçe gelirleri %38,6 oranında artarak 60,7 milyar TL, bütçe giderleri ise %17,9 düzeyinde artarak 50,7 milyar TL olmuş ve bütçe 10 milyar TL fazla vermiştir. Kasım ayında, bütçe gelirlerinde gözlenen güçlü performans vergi gelirlerindeki artış ve yeniden yapılandırılan vergi borçlarının etkisi ile ortaya çıkmıştır. 2016 yılının son çeyreğinde, Hükümet tarafından alınan reel sektörü desteklemeye yönelik adımların atılmasında, kamu mali dinamiklerinin destekleyici bir görünüme sahip olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, vergi gelirlerindeki artışın faiz dışı harcamaların altında kalması, faiz dışı giderlerdeki artışlar ve bütçe performansında bir defalık gelirlerin oynadığı rol kamu mali dinamikleri için önümüzdeki dönemde öngörülen riskleri oluşturmaktadır.

Dış Ticaret ve Cari Denge

TİM’in Kasım 2016 dönemine ait açıkladığı verilere göre, ihracatın geçen yılın aynı ayına göre %5 artışla 11,1 milyar dolar olarak gerçekleştiği görülmektedir. Türkiye’nin son 12 aylık ihracatı ise %3,2 gerileme ile 140,7 milyar dolar seviyesinde gerçekleşmiştir. Cari işlemler hesabı, Ekim 2016 itibariyle 1,7 milyar dolar açık vermiştir.2015 yılının aynı döneminde ise cari açık 343 milyon dolar düzeyinde gerçekleşmiştir. 2016 yılının ilk 10 ayı itibariyle cari açık yıllık bazda artarak 26,5 milyar dolar olurken 12 aylık cari açık ise 33,8 milyar dolar ile Kasım 2015’ten bu yana en yüksek düzeyine ulaşmıştır.

2016 yılı boyunca gözlenen dış ticaret eğilimleri, AB ülkelerine yapılan ihracatın olumlu seyrine rağmen turizm gelirlerindeki azalmanın cari açık üzerindeki olumsuz etkisinin sürdüğünü göstermektedir. TL’de yaşanan değer kaybının önümüzdeki dönemde ithalatı sınırlayıcı etkide bulunması beklenmektedir. Öte yandan uluslararası piyasalarda petrol fiyatlarının yükselmesinin cari açığı yukarı yönlü baskılayabileceği öngörülmektedir.

2017 YILINA İLİŞKİN BEKLENTİLER  

Küresel ekonomiye ilişkin veriler, 2016 yılının düşük bir büyüme performansı ile sonlanacağına işaret ederken, Kasım ayında ABD’de yapılan seçim sonuçları ve AB içinde 2017’nin yoğun bir seçim takvimini içermesi, önümüzdeki yılda politik belirsizliklerin ekonomiler için temel gündemi oluşturacağını ortaya koymaktadır. Küresel belirsizliklerin sürmesi ve FED’in önümüzdeki yıl mevcut varsayımlar geçerliyken atacağı adımların, dış finansman imkânlarının daraldığı bir konjonktür sunması beklenmektedir. Mevcut haliyle Türkiye ekonomisi için 2016 yılının, büyümenin %3’ün altına düştüğü, işsizliğin arttığı ve cari açığın genişleme eğilimi içine girdiği bir görünüm ile sonlanacağı gözlenmektedir. Petrol ve emtia fiyatlarının artış eğilimine girmesi ve küresel likidite koşullarının sıkılaşması, yılın son aylarında görüldüğü gibi, ekonominin kur ve faiz değişimlerine duyarlılığının süreceğini göstermektedir. Ayrıca, Türkiye’nin yakın coğrafyasındaki jeo-politik risklerin varlığı belirsizlikleri artırıcı bir rol oynamaktadır.

Küresel ekonominin ve gelişmiş ülke merkez bankalarının yukarıda çizilen çerçeve dâhilinde hareket edeceği, jeo-politik risklerin sağlıklı yönetilebileceği ve Türkiye’ye yönelik risk algılamasının mevcut görünümünü koruduğu varsayımıyla, temel makroekonomik büyüklüklere ilişkin 2017 tahminleri aşağıdaki tabloda sunulmaktadır:

 

%

2011

2012

2013

2014

2015

2016*

2017**

Büyüme

11.1

4.8

8.5

5.2

6.1

-1.8

2.5-3

Enflasyon

10.4

6.2

7.4

8.20

8.8

7

8.0- 8.5

İşsizlik

9.1

8.4

9.0

9.9

10.3

11.3

10.5-11

Cari denge

-9.7

-6.1

-7.7

-5.4

-4.5

-4.9

-5.0-5.5

   

    *Aralık 2016 itibariyle

    ** Tahmin

 

SEKTÖREL DEĞERLENDİRME

OTOMOTİV

Otomotiv 2016’da Türkiye imalat sanayisinin lokomotif sektörlerinden biri olmayı sürdürdü. 2016 yılı Ocak - Kasım döneminde Türkiye otomotiv sektöründe toplam 1 milyon 330 bin adetlik üretim gerçekleştirildi. Bu rakam, 2015 yılının aynı dönemine göre yüzde 8’lik bir artışa işaret ediyor. Aynı dönemde otomobil üretimi ise yüzde 18 oranında artış göstererek 844 bin adet düzeyinde gerçekleşti. Söz konusu dönemde traktör üretimi ile birlikte toplam üretim 1 milyon 377 bin adedi buldu. Geçen yıl 1 milyon 350 bin olan üretim adedinin de bu yıl 1,5 milyona ulaşması olası. Yılın ilk 11 ayında toplam satış 863 bin adede ulaşarak geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 2’lik bir artış yakalamış oldu. Aynı dönemde otomobil satışları ise yüzde 6 oranında artarak 649 bin adet olarak gerçekleşti. Yılsonunda toplam satışların 1 milyona ulaşacağı tahmin ediliyor.

Ocak - Kasım döneminde toplam otomotiv ihracatı ise adet bazında yüzde 14 oranında artarken, otomobil ihracatı ise yüzde 21 oranında artış gösterdi. Bu dönemde, toplam ihracat 1 milyon 22 bin adet, otomobil ihracatı ise 659 bin adet düzeyinde gerçekleşti. Aynı dönemde toplam otomotiv ihracatı geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 11,5 arttı. Bu dönemde toplam otomotiv ihracatı 21 milyar 530 milyon dolar olarak gerçekleşirken, otomobil ihracatı yüzde 16 artarak 7,3 milyar dolara yükseldi. Avrupa’daki olumlu gelişmelere paralel olarak geçtiğimiz yılı 990 bin seviyelerinde kapatmış olduğumuz ihracat adedinin 2016 yılı sonunda 1 milyon 100 binlere ulaşmasını bekleniyor.

Sektör ayrıca 2016 yılı Kasım ayında yüzde 16,9’luk artışla 2,2 milyar dolar ihracat gerçekleştirerek 2008 yılından bu yana aylık bazdaki en yüksek rakama imza atmış oldu. Bu süreçte binek otomobil ihracatı da yüzde 51 oranında artış gösterdi. Özellikle binek otomobiller grubu, ekim ayından sonra kasım ayı ihracatındaki artışta da temel belirleyici oldu. En fazla ihracat yapılan ilk üç ülke ise Almanya, İtalya ve Fransa.  

Türk otomotiv sektörünün bu yıl 23,5 milyar dolarla; tüm zamanların ihracat rekorunun kırıldığı 2008 yılından (24,7 milyar dolar) bu yana en yüksek ikinci dış satım rakamını yakalaması bekleniyor. Tedarik sanayisinin ise yaklaşık 9 milyar dolar ile 2016’da sektör ihracatının yüzde 40’ını sırtlayacağı tahmin ediliyor.

2016 yılını ortalama yüzde 7-8’lik bir büyümeyle tamamlanması beklenen otomotiv sektörünün 2017 yılı büyümesinin de yüzde 4-5 bandında olacağı tahmin ediliyor. Bu perspektife göre sektörün önümüzdeki yıl da gerek Türkiye gerek Bursa ekonomisinin lokomotifi olmaya devam edeceği söylenebilir. Ancak bir süredir sektör paydaşları tarafından tartışılan ve kısa bir süre önce yürürlüğe giren ÖTV düzenlemesiyle birlikte otomotiv sektöründe yeni bir dönemin başlayacağı da ortadadır. Kurda yaşanan belirgin artışla birlikte ÖTV düzenlemesinin de devreye girmesi, sektör adına olumsuzlukların yaşanabileceği bir döneme işaret ederken, sektör paydaşlarının süreci yönetmek adına gerekli aksiyonları alacağı düşünülmektedir. Öte yandan yaşanacak bu yeni sürecin tüketici talep ve beklentilerine de yansıyacağını ve tüketici eğilimlerini kısmen değişime uğratacağını öngörmekteyiz. Olumsuz senaryo ise söz konusu yasal düzenlemenin iç pazarda satışların azalmasına yol açması ve buna bağlı olarak otomotiv sanayisinde istihdamın daralma seyri izlemesidir. Otomotiv sektörü açısından iç pazarın istikrarlı bir şekilde büyümesi son derece önem arz etmektedir. İstikrarlı bir iç pazar, sektörün sürdürülebilir rekabetçiliği, mevcut yatırımların devamlılığı ve sektöre ivme kazandıracak yeni yatırımların Türkiye’ye çekilebilmesi açısından son derece önemlidir.

TEKSTİL, HAZIR GİYİM VE KONFEKSİYON

Geçtiğimiz 10 yıllık dönemde dünyada tekstil ürünleri ihracatı genel olarak yukarı yönlü bir seyir izlemiştir. Gerek dünya nüfusundaki artış, gerekse sektörde yaratılan katma değerin teknolojik gelişmelerle desteklenmesi bu gelişmede etkili olmuştur. Türkiye imalat sanayisinde gıda ürünlerinin ardından en fazla ikinci üretimin gerçekleştirildiği tekstil sektöründe 18 binin üzerinde firma faaliyet göstermektedir. Sektör, yarattığı 500 bin kişiye yakın istihdamın yanı sıra net ihracatçı olması bakımından da Türkiye ekonomisine katkı sağlamaktadır.

TİM verilerine göre 2016 yılı Ocak - Kasım döneminde Türkiye’nin tekstil ve hammaddeleri ihracatı da 7 milyar 227 milyon 650 bin dolar, hazır giyim ve konfeksiyon ihracatı ise 15 milyar 637 milyon 6 dolar olarak gerçekleşti. 2015 yılında tekstil sektöründe sınai üretim endeksi de bir önceki yılın aynı dönemine göre % 3,7 daralırken, kapasite kullanım oranı da 3,4 puan azalarak %76,6 olarak gerçekleşti.

2016 yılı genel anlamda otomotiv sektörü hariç diğer sektörlerde gerek yurtiçi gerekse ihracat piyasasında istenen seviyede geçmediği ve birçok sektörde yılsonunda istenen hedeflere ulaşılamayacağı öngörülmektedir. Türk tekstil sektörü de özellikle iplik ve kumaş üretimi anlamında 2016 yılında iyi bir seyir izleyememiştir. Her ne kadar firmalar kaliteli, katma değerli ve tasarım odaklı ürünler meydana getirme noktasında yıllar içinde gelişme göstermiş olsalar da, henüz olması gereken seviyeye ulaşılamamıştır. Sektör genel olarak ihracatta ortalama yüzde 10’luk bir daralma yaşamıştır. Söz konusu ihracat değeri bir önceki yıla göre AB pazarında - ülkeler arasında farklılıklar olmasına rağmen - aynı kalmış, Rusya pazarında % 86, Orta Doğu pazarında ise % 10 daralmıştır. Bu dönemde ithalatta da % 16’lık bir gerileme söz konusu olmuştur.

Türkiye’nin içinde bulunduğu mevcut konjonktür göz önüne alındığında sektör açısından 2017 yılına iyimser bakmak pek akılcı görünmemektedir. Önümüzdeki yıl Rusya pazarında bir iyileşme beklense de söz konusu pazar, rakip ülkelere belli oranda kaybedilmiştir. Ortadoğu pazarı mevcut olumsuz tablosunu sürdürmektedir. Ana pazarımız olan AB ülkeleri  - ki pazarın  %56’sını oluşturmaktadır - Türkiye’yi güvenilir tedarikçi kategorisinin dışına itme eğilimi içindedir. Bu açıdan bakıldığında tekstil ürünleri ihracatında süregelen daralmanın 2017’de de devam edeceği anlaşılmaktadır. İç piyasanın da daralması nedeniyle gün geçtikçe ödeme vadeleri uzamakta, finansal stabilitesi bozulan firma sayısı artmaktadır. Yine Euro ve Poundun Amerikan Dolarına karşı yaşadığı kayıplarının etkisi, rekabeti etkilemekte ve dolayısıyla kar oranlarını düşürmektedir.

Hazır giyim ihracatı da 2016’da bir önceki yıla kıyasla yaklaşık aynı seviyede seyretmektedir. Komşu ülkelerde yaşanan sosyal ve ekonomik problemler, yurt içinde meydana gelen terör saldırıları, özellikle büyük tekstil alımı yapan kurumsal firmaların Türkiye’yle ilgili düşüncelerini olumsuz etkilemektedir. Bunların dışında Rusya pazarının alım gücünün fazlasıyla düşmesi, Türkiye’nin rekabet ettiği ülkelerin kalite artışı sağlaması, maliyetlerini Türkiye’deki üretim maliyetlerinin altına çekmeleri ihracatın düşmesindeki diğer etkenler olarak öne çıkmaktadır.      

MAKİNE

Makine sektörü, Türkiye sanayi üretiminin büyük bir payını oluşturmaktadır. Rekabetçiliğe ve yeniliğe açık küçük, orta, büyük ölçekli işletmelerin (KOBİ) gelişimiyle doğru orantılı olarak son 20 yıldır istikrarlı bir büyüme göstermektedir. 2015 yılı birinci çeyreğine iyi bir başlangıç yapan makine sektörü, arka arkaya yaşanan iki seçim sürecine bağlı olarak bir durgunluk yaşamış ancak Kasım ayından itibaren yeniden yükseliş trendine girmiştir. Avrupa’nın en büyük 6. makine imalatçısı konumundaki Türkiye, 200’ün üzerinde ülkeye makine ihracatı yapmaktadır.  

Sektör temsilcileri 2016 yılına ise daha pozitif olarak başlamıştı. Yıl içinde gerek yurt içinde gerekse yurt dışında yaşanan gelişmelere bağlı olarak istediği gelişim ve büyüme çizgisini yakalayamayan sektör, buna rağmen büyümesini 2016 yılında da sürdürdü. Makine ve aksamları ihracatı Kasım 2016’da 1 milyar 489 milyon 633 bin TL olarak gerçekleşti. Bu rakam, 2015 yılı aynı döneminde gerçekleşen 1 milyar 397 milyon 246 bin TL’ye göre yüzde 6,61’lik bir artışa işaret ediyor. Makine ve aksamları ihracatı 2015 yılının 1 Ocak - 30 Kasım döneminde de 13 milyar 558 milyon 359 bin TL olarak gerçekleşmişti. 2016 yılının aynı döneminde gerçekleşen ihracat değeri ise yüzde 5.63’lük bir artışla 14 milyar 321 milyon 641 bin TL olarak kayda geçti.

Makine sektörü giderek artan bir oranda katma değeri yüksek olan orta-yüksek ve yüksek teknoloji içeren makineler üretmekte ve Ar-Ge faaliyetlerini bu yönde geliştirmektedir. Bu noktada, daha fazla desteğe ve nitelikli Ar-Ge personeline ihtiyaç duymaktadır.

Makine sektörünün daha rekabetçi bir ivme kazanabilmesi için iç pazarda da yerli makine alımını teşvik edici önlemlerin alınması gerekmektedir. Kamu destekli makine ve teçhizat alımlarında yerli üretimin var olması durumunda bu ürünler tercih edilmelidir. Özel sektör de Türkiye’nin makine üreticilerine öncelik vermelidir. Teşvik ile destekler seçici ve hedef odaklı anlayışla planlanmalı; sadece bölge odaklı değil, sektör ve ürün odaklı verilmelidir. Teknoloji üretimi yapan yabancı sermayenin Türkiye’ye gelmesinin sağlanması da önemli olan bir başka konudur. Teknoloji yoğun üretim yapan yabancı sermayenin Türkiye’yi tercih etmesi için atılacak en önemli adımlardan biri de nitelikli iş gücünün artırılmasıdır.

İNŞAAT

Türkiye, önemli yatırım hamlelerine sahne olan ve sürekli gelişen yapısına bağlı olarak ihtiyaçları da aynı oranda artan bir ülke görünümündedir. Diğer ülkelerde olduğu gibi, gelişimin önde gelen dinamiklerinden biri de inşaat sektörüdür. Ülkede sanayiden enerji üretimine, ulaşım tesislerinden konut alanlarına, sağlık komplekslerinden diğer alanlara kadar ilgili tüm projelerin ilk adımını inşaat sektörü oluşturuyor.

Türkiye inşaat sektörü en genel anlamda sanayi yatırımları, konut projeleri ve devlet alt yapı çalışmaları olmak üzere üç ana başlıkta incelenebilir. Sanayi yatırımlarına bakıldığında bu alandaki çalışmaların neredeyse durma noktasına geldiği söylenebilir. Sanayi yapılarının yaklaşık % 95’i ön üretimli betonarme yapı teknolojisi ile yapılmaktadır. Bursa’da bu konuda faaliyet gösteren 6 firmanın doluluk durumu üç aydan neredeyse bir aya düşmüş olup, hali hazırda sürdürülen çalışmalar da daha önce alınan projelerdir. Türkiye Prefabrik Birliği verilerine göre 2016 yılı 3. çeyreği, 2. çeyreğe göre % 11’lik bir düşüşle tamamlanmıştır. 4. çeyrekte ise düşüşün aynı oranda süreceği tahmin edilmektedir. 2017 yılı için şu andaki öngörü; en azından yılın ilk yarısına kadar herhangi bir iyileşmenin olamayacağı yönündedir.

Konut cephesine bakıldığında gerçek anlamda bir arz - talep dengesizliği göze çarpmaktadır. Gelinen noktada arz, talepten şu an için daha fazladır. Fakat gerek Hükümetin ev kredisi faizlerini azaltma yönündeki çabaları, gerekse gayrimenkul şirketlerinin yaptığı senetli ve cazip ödeme koşullu satışların etkisiyle konut satışları henüz durma noktasına gelmemiştir. Ancak önümüzdeki dönemde “Nakitte kalıp kendini güvence altında hissetme” düşüncesiyle kişilerin konuta yatırım yapma noktasında daha çekingen kalacağını öngörüyoruz.

Devlet de ekonomiyi canlı tutabilmek amacıyla alt yapı yatırımlarını desteklemeye devam etmekte ve yeni projeler oluşturarak uygulamaktadır. Devlet, finansman yükünü özel inşaat şirketlerine, devlet garantili işletme ve yatırım güvencesi destekleriyle veren yeni yatırım modeli uygulamaktadır. Söz konusu model çerçevesinde hastane, havaalanı, çevre bağlantı yolları, hızlı tren hatları ve otoyolların yapımlarına devam edilmektedir. Bu yatırımların 2017 ve 2018 yıllarında da devam edecek olması; inşaat sektöründe canlılığın olabileceği tek alan olarak devlet alt yapı çalışmalarının kalmasını sağlayacaktır. 

Öte yandan Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından geçtiğimiz günlerde açıklanan mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış 3. çeyrek (Temmuz - Eylül 2016 dönemi) inşaat ciro ve üretim endeksine göre inşaat sektöründe ciro % 6,9 azalmıştır. Takvim etkilerinden arındırılmış inşaat ciro endeksi ise bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %3,3 oranında artış göstermiştir. Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış inşaat üretim endeksi, 2016 yılı 3. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre %4,2 oranında azalmıştır. Takvim etkilerinden arındırılmış inşaat üretim endeksi ise bir önceki yılın aynı çeyreğine göre %0,3 oranında azalmış durumdadır.  

Türkiye genelinde konut satışları 2016 Ekim ayında bir önceki yılın aynı ayına göre % 25,1 oranında  artarak 130 bin 274 olmuştur. Konut satışlarında İstanbul 21 bin 094 konut satışı ve %16,2’lik bir oran ile başı çekmektedir. Satış sayılarına göre İstanbul’u, 14 bin 449 konut satışı ve % 11,1’lik pay ile Ankara, 7 bin 889 konut satışı ve % 6,1’lik pay ile İzmir takip etmiştir. Konut satış sayısının düşük olduğu iller sırasıyla 10 konut ile Hakkari, 28 konut ile Ardahan ve 34 konut ile Şırnak oldu. Ekim ayında Irak vatandaşları Türkiye’den 257 konut satın aldı. Irak’ı sırasıyla, 159 konut ile Suudi Arabistan, 135 konut ile Kuveyt, 132 konut ile Rusya Federasyonu ve 94 konut ile İngiltere izledi.

Türkiye’nin önde gelen sanayi şehirlerinden Bursa, son yıllarda hayata geçirilen çok sayıda inşaat projesiyle de ülke gelişim eğrisinin baş aktörlerinden biri konumundadır. Kentte bir taraftan konut, ofis ve AVM projeleri yükselirken, yerel yönetimlerin öncülüğünde girişilen kentsel dönüşüm projeleri de ön plana çıkmaktadır. İstanbul-Bursa-İzmir Otoyol Projesi gibi kamu yatırımlarının tamamlanmasıyla çekim merkezi olma özelliğini perçinleyecek olan kentte gayrimenkul fiyatlarında önemli artışlar göze çarpmaktadır. Bursa’da satılık konut fiyatlarının yıllık artışı 2016 yılı Ekim ayı itibarıyla yüzde 24’leri bulmuş durumdadır. Türkiye'nin en büyük yatırımı olan ve bugüne kadar 18 milyar lira harcanan İstanbul-Bursa-İzmir Otoyolu, Bursa’daki konut ve arsa fiyatlarının artmasının önde gelen nedenlerinden biri konumundadır. Öte yandan Otomotiv Test Merkezi’nin kurulduğu Yenişehir’den demiryolu projesinin geçmesi, ilçede havaalanı bulunması, İnegöl’ün ise Türkiye’nin en büyük mobilya üreticileri arasında yer alması, yine Türkiye’nin en büyük teknoloji organize sanayi bölgesi projesinin Bursa’nın güney batı üçgenine kuruluyor olması gibi gelişmeler de Bursa’da konut ve arsa fiyatlarının değerlenmesine neden olmaktadır. 

Bursa’da yılda yaklaşık 12 bin yeni konut üretilmektedir. İzmir ve Mudanya Yolu aksının yeni projelerin yoğunlaştığı bölgeler olarak önümüzdeki yıllarda da yükselen trendini sürdürmesi beklenmektedir. Konutun yanı sıra Bursa’da ofis yatırımları da giderek artış göstermektedir. Bursa, kentsel dönüşüme en fazla ihtiyaç duyan illerin başında gelmektedir. Toplam 17 ilçe ve 1.070 mahallesiyle yaklaşık 3 milyonluk bir nüfusa sahip olan Bursa’da yeniden planlaması gereken alan yüzde 70’i bulmaktadır. Bu kapsamda Bursa Büyükşehir Belediyesi ile ilçe belediyeleri kentsel dönüşüm çalışmalarına hız vermiş durumdadır.

Türkiye İstatistik Kurumu’ndan (TÜİK) alınan verilere göre Bursa’da konut satışları Ekim ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 19,4 artarak 4 bin 808’e çıkmıştır. Geçen yıl toplam 50 bin 137 konutun satıldığı Bursa’da bu yılın ilk 10 ayında 41 bin 775 konut satışı yapılmıştır. Bunun 18 bin 596’sını ilk, 23 bin 179’unu ise ikinci el konut satışı oluşturmuştur.

TARIM, GIDA VE HAYVANCILIK

Ülkemizin yüzölçümünün yaklaşık % 31,4’lük kısmını tarım alanları oluşturmaktadır. Halen ülke genelinde 25 milyon hektara yakın bir alanda tarım yapılmakta olup; sektör toplam iş gücünün %20’den fazlasına istihdam sağlamaktadır.

Türkiye’de gübre, yem, mazot, ilaç ve tohum gibi birçok girdi büyük oranda ithal edilmektedir. Bu durum döviz kurlarında yaşanan artışın sektörün maliyetlerini doğrudan etkilemesine neden olurken, nihai ürün fiyatlarının dalgalı bir seyir izlemesine sebebiyet vermekte, fiyat kontrolünü de olanaksız hale getirmektedir.

Türkiye, 2016 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 1,8 küçülürken, söz konusu küçülme tarım sektöründe de görüldü. Ulusal hesaplar konusunda AB yönetmeliklerine (ESA 2010) uygun olarak yapılan revizyon çalışmalarına göre dönemsel GSYH, ESA 2010'a uygun şekilde üretim, harcama ve gelir yöntemiyle hesaplandı. Tarım sektörünün toplam katma değeri, bu yılın üçüncü çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 7,7 azalış gösterdi.

Öte yandan yine TÜİK verilerine göre tahıl üretiminin 2016 yılında bir önceki yıla göre azalacağı tahmin ediliyor. Tahıl ürünleri üretim miktarlarının 2016 yılında bir önceki yıla göre % 8,7 oranında azalarak yaklaşık 35,3 milyon tonu bulacağı belirtiliyor. Bir önceki yıla göre buğday üretiminin % 8,8 oranında azalarak 20,6 milyon ton, arpa üretiminin % 16,3 oranında azalarak 6,7 milyon ton, çavdar üretiminin % 9,1 oranında azalarak 300 bin ton, yulaf üretiminin % 10 oranında azalarak 225 bin ton olması öngörülüyor. Sebze ve meyve üretiminin ise 2016 yılında bir önceki yıla göre artacağı tahmin ediliyor. Buna göre sebze ürünleri üretim miktarının 2016 yılında bir önceki yıla göre % 2,2 oranında artarak 30,2 milyon tonu bulması öngörülüyor. Meyve ürünlerinin üretim miktarının 2016 yılında bir önceki yıla göre % 6,3 oranında artarak yaklaşık 18,9 milyon ton olacağı tahmin ediliyor.

Toplamda 1.088.638 hektar alana sahip olan Bursa’nın 340.912,5 hektarını tarım yapılan kültür arazisi teşkil etmektedir. Tarım yapılan bu alanın 139.677,2 hektar alanı sulanabilmektedir. 2015 yılı Bursa İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü verilerine göre Bursa’da; Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı çiftçi sayısı 32.059, sisteme kayıtlı alan 1.590.899 dekar, ortalama işletme büyüklüğü de 49,62 dekardır. 2015 yılı TÜİK verilerine göre Bursa’da, 351.444 baş koyun, 107.379 baş keçi, bin 247 baş manda ve 195 bin 872 baş sığır bulunuyor. Bursa İl Gıda, Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü verilerine göre hayvansal ürünlerin üretimine baktığımızda da 2015 yılında 8 bin 110 ton kırmızı et, 46 bin 653 ton beyaz et, 474 bin 840 ton büyükbaş hayvan sütü, 16 bin 202 ton küçükbaş hayvan sütü ve 1 milyar 200 milyon adet yumurtanın Bursa’da üretildiği görülmektedir.  

TURİZM

2016 yılında gerek yurt içinde gerek Türkiye’nin çevresinde meydana gelen tüm siyasal ve toplumsal gelişmelerden olumsuz yönde en çok etkilenen sektörlerden biri de turizm sektörü oldu. Hatta 2016 yılının Türk turizmi için son 30 yılın en üzücü ve en zor yılı olduğu söylenebilir. Ülkemize gelen turist sayısında % 45 düşüş yaşandı. Bu oranın % 75’ini paket turlarla gelen turistler oluşturdu. Birçok ülke Türkiye’ye karşı seyahat uyarısında bulundu. Kruvaziyerlerde iptaller % 80’i buldu. Dövizin yükselmesi gelirin azalması ile yeni yatırımların da geri dönüşleri 3 ile 4 yıl daha uzamış oldu. Güçlü turizm firmaları 2016 yılında kalitesinden ödün vermeden bu sürece dayandı. 2017 yılı içerisinde Türk turizminin en büyük dilimini oluşturan Avrupa pazarından kimse umutlu değil ancak Rus pazarının artacağı öngörülüyor. 2017 yılı için en büyük umut Ortadoğu, İran ve Rusya pazarı olarak görünmektedir.  

2016 yılında daralan ekonomi sebebi ile iş turizminden alınan ziyaretçi sayısı da oldukça azaldı. İş birliği içinde olunan yabancı ortaklı şirketlerden alınan bilgilere göre; yurtdışındaki şirket yetkililerinin iş seyahatleri için Türkiye’ye gelmeleri yerine Türkiye’deki yetkilileri bulundukları ülkeye davet etmelerinden dolayı konaklamaları yok denecek kadar azalmış durumdadır. Türkiye genelinde bu sert düşüşler istihdamda da gerilemeye sebep oldu. Mayıs - Eylül 2016 döneminde işsiz kalanların toplam otel istihdamı içindeki payı yaklaşık % 25 oranında gerçekleşti.   

TÜİK’in 2016 yılı turizm istatistiklerine göre üçüncü çeyrek (Temmuz - Eylül dönemi) turizm gelirleri geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre % 32,7 azalarak 8 milyar 277 milyon 9 bin dolar oldu. Turizm gelirinin % 71,6’sı yabancı ziyaretçilerden, % 28,4’ü ise yurt dışında ikamet eden vatandaş ziyaretlerinden elde edildi. Bu çeyrekte yapılan harcamaların 6 milyar 647 milyon 446 bin dolarını kişisel harcamalar, 1 milyar 629 milyon 564 bin dolarını ise paket tur harcamaları oluşturdu. Söz konusu çeyrekte yabancıların ortalama harcaması 622 dolar, yurt dışında ikamet eden vatandaşların ortalama harcaması ise 901 dolar olarak gerçekleşti.

TÜİK’in 2016 yılı turizm istatistiklerine göre birinci çeyrek (Ocak - Mart dönemi) turizm gelirleri geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre yüzde 16,5 azalarak 4 milyar 66 milyon 384 bin dolar olmuştu. Söz konusu gelir, yılın ikinci çeyreğinde de yüzde 35,6’lık rekor bir düşüşe imza atmıştı. Gerçekleşen bu düşüş, 1999 yılından bu yana yaşanan en sert düşüş olarak kayda geçti ve gelirler son 17 yılın en düşük noktasına ulaştı. Yurt içinde artan terör olaylarının yarattığı güvenlik endişeleri ve Rus ziyaretçi sayısındaki azalma, söz konusu döneme olumsuz etki yapmış ve gelir 4 milyar 981 milyon 318 bin dolar olarak gerçekleşmişti. TÜİK’e göre 2016 yılının ilk 9 ayında toplam turizm geliri 17,7 milyar dolar seviyelerinde bulunuyor. Yılın son çeyreğinde oluşacak tabloyla birlikte 2016 yılı turizm gelirlerinin 2015 yılının gerisinde kalacağı görülüyor. Türkiye'nin turizm geliri, 2015’te de bir önceki yıla göre yüzde 8,3 azalarak 31 milyar 464 milyon 777 bin dolara gerilemişti.

Bursa turizmine bakıldığında da genel anlamda sektörü ayakta tutan ana pazarların iş turizmi, Avrupalı kültür turları ve Ortadoğulu misafirler olduğu görüldü.  

 

 

 
 

2017 YILI İLK YARISINDA TÜRKİYE EKONOMİSİNİN GÖRÜNÜMÜ 7/3/2017  
 
ARALIK 2016 İTİBARİYLE DÜNYA VE TÜRKİYE EKONOMİSİNE BAKIŞ 12/23/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Ekim 2016 11/3/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Eylül 2016 10/3/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Ağustos 2016 9/5/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Temmuz 2016 8/3/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Haziran 2016 7/11/2016  
 
BASINÇLI HAVA SİSTEMLERİNDE ENERJİ VERİMLİLİĞİ EL KİTABI 6/27/2016  
 
TÜRKİYE EKONOMİSİ GÖRÜNÜM 6/27/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Mayıs 2016 6/3/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Nisan 2016 4/30/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Mart 2016 3/31/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Şubat 2016 2/29/2016  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Ocak 2016 1/31/2016  
 
ENDÜSTRİYEL İŞLETMELER İÇİN ENERJİ YÖNETMELİKLERİ EL KİTABI 1/14/2016  
 
VERİMLİ AYDINLATMA EL KİTABI - 2015 12/31/2015  
 
BUSİAD MESLEK LİSESİ ÖĞRENCİLERİ EĞİLİMLER ARAŞTIRMASI 9/7/2015  
 
Bursa’nın Lojistik Konumu İle İlgili Genel Değerlendirme 9/7/2015  
 
ÇİN'İN SEÇİMİ KUR SAVAŞININ ÖTESİNDE... 8/27/2015  
 
BUSİAD MAKROEKONOMİK BÜLTEN - Temmuz 2015 8/3/2015  
 
Sonraki >Son Sayfa >>