Görevde olduğumuz süre içerisinde, Dünyada büyük buhrandan beri görülmemiş bir ekonomik krizi ve bunun Ülkemize yansımalarını hep birlikte yaşadık. Türkiye ekonomisi 2009 yılında (-) 6 lara varan bir küçülme, % 13-14 civarlarına oturan işsizlik oranı, % 23 oranında azalan ihracatla dünyada en çok etkilenen ülkeler arasında yer aldı.
Özellikle biz Bursalı sanayici ve ihracatçılar olarak çalışanlarımızla birlikte bu krizden ciddi bir şekilde etkilendik. Kriz bitti ama ekonominin yeniden eski haline dönmesi zaman alacak. 2010 yılı için tedbirli bir iyimserlik içindeyiz.
Son günlerde döviz düşmeye ve Türk Lirası tekrar değer kazanmaya başladı. Borsa, kriz öncesine döndü. İhracatımız ve sanayimiz için en büyük tehlike Türk Lirasının aşırı değerlenmesidir. IMF ile anlaşma yapılacağının iması dahi dövizin tepetaklak olmasına yetmiştir. Bizim anlamakta güçlük çektiğimiz şey; krizin en zor günlerinde dahi IMF ile anlaşmayıp, kriz bitti dediğimiz günlerde bu anlaşmanın tekrar gündeme gelmesidir.
Değerli üyeler,
Uzgörü sahibi bir çok ekonomist, gelişmekte olan ülkeler içerisinde Türkiye’nin yakın gelecekte, gerek ekonomik anlamda gerekse siyasi anlamda büyük bir güç olacağını öngörmektedirler. Bu da bize motivasyon kaynağı olmaktadır.Ama şu andaki sıkıntılarımız da yadsınamaz…
Her şeyden önce ekonomi, ülke gündeminin başında yer almalıdır. En önemli sorun işsizliktir. Özellikle, çok değerli bir üretim faktörü olan genç işsizler ekonomiye kazandırılmalıdır. İstihdam konusunda hükümetin çok yaratıcı ve özel stratejiler ortaya koyması gerekmektedir. Türkiye’de yatırım ortamı iyileştirilmeli üretime, ihracata ve istihdama dayalı büyüme mastır planları hazırlanmalı, mini reformlara devam edilmeli ve kayıt dışılık önlenmelidir.
KOBİ’lere finans ve AR-GE destekleri arttırılmalıdır.
AB’ye giriş sürecindeki çalışmalarımızı aksatmadan sürdürmeye devam etmeli, Gümrük Birliği’ nden kaynaklanan Üçüncü Ülkeler ’le yapılan ikili anlaşmaların Türkiye aleyhine çalışması önlenmelidir.
Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyebilecek en önemli risk, ülkedeki siyasi iklim ve belirsizliklerdir. Sert söylemler, kurumlar arası sürtüşmeler, gerginlikler, kırılgan bir dönemden geçen ekonomimizde türbülanslara neden olmakta, girişimcilerin yatırım iştahını kaçırmaktadır. Türkiye´de siyasi huzurun sağlanması, hoş görü kültürünün yayılımı için özellikle liderlere çok önemli görevler düştüğüne inanıyoruz.
Demokrasimizin kalitesinin arttırılması gerekmektedir. Çağdaş ve sivil bir anayasaya sahip olmak için toplumsal uzlaşma içerisinde çalışmalara başlanmalıdır.
Kıymetli üyeler,
İçinde yaşadığımız kentimiz için de birkaç şey söylemek istiyorum;
BUSİAD olarak, her şeyden önce geleceğin Bursa’sı için stratejilerini ve vizyonunu belirlemiş, ileriye dönük uygulamaları, özellikle alt yapı için planlamasını tamamlamış, tüm sosyal paydaşları ile bütünleşmiş bir Bursa beklentisi içerisindeyiz.
Gelecekte, sanayi kentinden turizm ve hizmet sektörlerinin de öne çıktığı bir kent yapısına kavuşmuş olan, temiz, bakımlı, her türlü alt yapısı ve üst yapısı ile, tarihi ile, doğal güzellikleri ile Avrupa’ya örnek olabilecek, hava, kara, deniz ulaşımının son derece kolaylıkla sağlandığı, Bursalılık bilincini özümsemiş insanları ile çağdaşlık örneği olmuş, demir yolu ulaşım ağına sahip, Uludağ’ı ile dünya kayak merkezlerine alternatif olmuş, üniversiteleri ile bilim ve kültür kenti sıfatını da elde etmiş, sanayisinin ar-ge, inovasyon ve markalaşmaya dayanan yüksek katma değerli ürünler ürettiği bir Bursa hayal ediyoruz.
Değerli katılımcılar,
Hepinize destekleriniz için şimdiden teşekkür ediyor, Genel Kurulumuzun başarılı geçmesi dileklerimle saygılar sunuyorum.
Mehmet Arif ÖZER
Yönetim Kurulu Başkanı.
23 Ocak 2010 / BUSİAD Evi, Bursa.